Close

Novus 25. Bölüm – 15 Temmuz 2018 – Steve Reich

20. yüzyılın başından itibaren Avrupa’da baskın olarak ilerleyen karmaşık, atonal, deneysel müziğe tepki olarak 1960’ların başında şekillenmeye başlayan Minimalizm’in ilk örneği ve esin kaynağı olarak Avrupa’nın gizemli ve anlaşılamayan bestecisi Erik Satie gösterilebilir. Satie de; yıkıcı, uçlarda gezinen ve iyice deneyselliğe meyleden 1950 müziğine karşı Minimalizmin tepkiselliği ile aynı yönelimle, post-romantik ve Wagnerci müziğe karşı kurguladığı kategorize edilemeyen, melodik hattı kırarak alabildiğine yalın ve döngüsel müziği ile öncülük etmiştir.

Süreç müziği olarak da tanımlanan minimalist müziğin temel ilkesi, tonaliteye geri dönerek süreç içerisinde belli belirsiz değişen ritim ve armoni ile atmosferik kompozisyon yaratmak ve bununla birlikte belli bir felsefi, mitolojik ya da hayali bir anlatımı betimlemektir. Minimalist müzik için konu-felsefe oldukça önemlidir, bu anlamda genellikle anlatımcı bir kimliğe bürünür. Japon, Hint, Afrika, Bali gibi Batı dışı kültürlerden düşünsel ve müzikal olarak beslenir.

Amerikan minimalizminin öncüleri; La Monte Young, Terry Riley, Steve Reich ve Philip Glass  “New York Hipnotik Okulu” olarak da anılmaktadır. Bunun nedeni; felsefi olarak Doğu kültürünün inanışlarından ya da atmosferik hayal dünyalarından beslenerek oluşturdukları kompozisyonlarının adeta bir trans müziği kurgusu oluşudur.

Steve Reich, Cornell Üniversitesi’nde Ludwig Wittgenstein üzerine çalışarak felsefe eğitimini tamamladıktan sonra bir yıl boyunca, William Bergsma ve Vincent Persichetti ile çalıştı. Daha sonra, Juilliard’a kaydolmadan önce özel bir şekilde Hall Overton’la kompozisyon çalıştı. California Üniversitesi’nde Luciano Berio ve Darius Milhaud ile çalıştı ve Julliard Müzik Okulu’nda kompozisyon alanında yüksek lisans derecesi aldı.

Reich ilk eserlerinde minimalist müzik alanında kült bir eser olan Terry Riley’in “In C” çalışmasındaki oldukça uzun bir zamana yayılarak değişen yalın armoninin etkisi altında üretim yapmıştır.

Sonrasında daha soyut bir anlatıma yönelen Reich, elektronik deneysel çalışmaları ile birlikte Afrika ve Jamaika’nın ilkel ritmik öğelerine, İbrani ilahilerine, mitolojik ve kozmik anlatımlardan beslenerek müziğinin felsefi alt yapısını oluşturmuştur. Minimalist besteciler arasında soyut anlatıma en çok yönelen ve anlaşılabilirlikten uzaklaşan nadir bestecilerdendir. Reich’in anlatımı 1980 sonrasında iyice karanlık bir karakter almaya başlamıştır.

Müzik eleştirmenleri tarafından 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra müzik tarihini değiştiren en önemli besteciler arasında görülen Reich, Guardian’a göre Amerika’nın yaşayan en büyük bestecilerinden biridir.

Reich sıklıkla, hayran olduğu ve gençken onu büyük ölçüde etkilemiş olan besteciler olarak Pérotin, J. S. Bach, Debussy, Bartók ve Stravinsky‘ye başvurur. Reich’in müzik tarzının oluşumunun önemli bir parçası da caz müziğidir. Ella Fitzgerald ve Alfred Deller, John Coltrane, Miles Davis gibi caz duayenlerinden oldukça etkilenmiştir. Reich’in cazdan bu denli beslenmesinin bir diğer sebebi de, Batı Afrika müziğinden ve kültüründen beslenmesi ve Gana’yı ziyaret etmesidir.

Reich’in kompozisyon tarzı; John Adams, progressif rock grubu King Crimson, Michael Hedges, Brian Eno, The Residents, David Lang, Michael Gordon, Sufjan Stevens, Tortoise dahil olmak üzere oldukça geniş alandan sayısız besteci ve müzisyeni etkilemiştir.

Godspeed You! Black Emperor’ın Steve Reich’e adanmış bir parçası vardır.

Ayrıca Reich, Radio Rewrite adlı kompozisyonuna ilham kaynağı olan Radiohead grubunun müziğine de hayran olduğunu belirtmektedir.

Başak İdil Özen

Programın tüm bölümleri için: Novus

*Novus’un geçmiş bölümlerinde işlenmiş besteciler kalın yazı tipi ile belirtilmiştir. İsimler üzerine tıklayarak ilgili bestecinin yer aldığı bölüme erişebilirsiniz.

 

Liste

Benzer İçerikler

Bizi takip etmek de istersin belki. : )

Send this to a friend