Close

Novus 24. Bölüm – 1 Temmuz 2018 – Edgard Varèse / Yannis Ksenakis

Edgard Varese

Erken 20. yüzyılın en önemli Amerikan bestecilerinden Varese Paris'te doğmuş, matematik eğitimi gördükten sonra 19 yaşında tamamen müziğe yönelmeye karar vermiştir. 1904-1906 yılları arasında Schola Cantorum'da Vincent d’Indy, Albert Roussel ve Charles Widor ile müzik kuramı ve kompozisyon çalışmıştır. Bu dönemde Varese'nin çalışmaları dönemin Fransız edebiyatının en önemli isimlerinden Romain Rolland ve yeni müziğin kurucusu sayılan Claude Debussy tarafından beğenilmiştir.

1908-1915 yılları arasında Berlin'de yaşamış, Richard Strauss ve Ferruccio Busoni'nin müziklerinden oldukça etkilenmiştir. Ülkesine geri döndüğünde orduya katılmış fakat rahatsızlanması nedeniyle ordudan terhis edilmiştir. 1916'da New York'a göç etmiş ve yaşamının sonuna dek Amerika'da kalmıştır. Varese New York'a yerleştikten sonra genç çağdaş müzik üreticilerini destekleyici projelerde bulunmuş, besteci örgütleri kurmuştur. 1921'de Uluslararası Besteciler Birliği'ni ve 1926'da Pan-Amerikan Besteciler Derneği'ni kurmuştur. Bu örgütler; Béla Bartók, Alban Berg, Carlos Chavez, Henry Cowell, Charles Ives, Maurice Ravel, Wallingford Riegger, Francis Poulenc, Anton von Webern ve benzer diğer yenilikçi bestecilerin eserlerinin seslendirilmesine adanmıştı.

Varese'in her türlü tema girişiminden arındırılmış disonant akor salkımları ile kurguladığı çalışmaları, geleneksel armoni ya da müzikal yürüyüş ile gerçek anlamda bir kopuş niteliğinde olmuştur. Varese, müziğinde melodik hat kullanmamış fakat melodik tekrar gibi yinelenen ikili,üçlü nota gruplarını asimetrik ritmik kurgu ile yapılandırmıştır. Besteci ritmi ön plana almış ve müziğindeki en önemi öğe sonarite olmuştur. Ayrıca bant kaydı ile elektronik müzik üretimleri ile 20. yüzyıl müziğini şekillendiren isimlerdendir. En önemli eserleri arasında görülen “Deserts”, akustik çalgılarla teyp kayıtlarının birlikteliği ile somut müziğin ilk örneği olmuştur. Varese deneyci ve yıkıcı müzikal dilini hem akustik hem elektronik müzikte kullanması nedeniyle oldukça önemlidir. 1931'de bestelediği “Ionisation”, fonda ısrarcı siren sesi, piyano ve çanların olduğu, vurma çalgılar için yazılmış devrim niteliğinde bir eserdir. Oda orkestrası için yazdığı; Offrandes (1921), Hyperprism (1922), Ameriques (1922), Arcana (1927) gibi erken dönemi sayılabilecek küçük ve büyük eserlerinde akustik çalgılar için durağan ve özgün bir dil oluşturmuştur. Olgun döneminde (1958) Brüksel Dünya Fuarı'ında tasarlanmış pavyon için yazdığı “Poème électronique” için sesin 425 hoparlörle dağıtılmasını amaçlayarak, mimari ile elektronik sesleri bütünleştirdiği eseri somut müzik alanında en önemli eserlerden sayılır.

Iannis Xenakis

Romanya'da Yunan bir ailenin çocuğu olarak doğan bestecinin ailesi de müzik ile ilgiliydi. Ksenakis beş yaşında, annesini kaybetmesi nedeniyle 1932 yılında Yunanistan'da yatılı okula gönderilmiştir. Bu dönemde okul korosuna katılmıştır. Önemli koro eserlerini seslendirme şansı bulması, çocuk yaşta müzik öğrenimi ile ilgili en büyük kaynağı oluşturmuştur. Ayrıca bu dönemde Yunan halk müziği ve kilise müziklerini de öğrenme fırsatı bulmuştur.

Ksenakis Atina'da Politeknik Okulu'nu mimarlık ve mühendislik eğitimi alarak tamamlamıştır. Bu dönemde okulda müzikle ilgili seçmeli dersler almış ve kendi kendine müzik çalışmalarını sürdürmüştür. 1940 yılında İtalyanların Yunanistan’ı işgali sonrası başlayan savaşta Yunan Kurtuluş Cephesi ile silahlı direnişin parçası olmuş, savaş sonrası iç savaş sürecinde İngiliz askerlerine karşı sokak direnişlerinde rol almıştır. Yaşamının sonuna dek bu dönemin izi olarak yüzünde taşıyacağı tahribatı sokak barikatlarındaki direnişi sırasındaki çatışmada almış Ksenakis mucizevi bir şekilde patlamadan kurtulmuştu.

1947 yılında Yunan hükümetinin sosyalist direnişçileri tutuklama kararı nedeniyle Paris'e kaçmıştır. Bu kaçış Ksenakis'in yaşamı ve besteciliği için; çok küçük yaşta annesinin ölümü ve ölümden döndüğü çatışma sonucu yüzünde oluşan ağır şekil bozukluğundan sonra üçüncü travma ve kırılma noktası olmuştur. Düşünce ve direnişine ihanet ettiğini, arkadaşlarının bir bir içeri alınıp katledildiğini düşündükçe yaşamak ve üretmeyi sürdürmek adına gerçekleştirdiği bu kaçışın altında ezilen Ksenakis'in karamsar üretiminin alt metnini buradan okumak gerekir.

Paris'e gittiğinde Le Corbusier'in yanında mimar olarak çalışmaya başlamıştı. Ksenakis, formal bir müzik eğitimi almamış olmasına rağmen üretimleri Messiaen'in dikkatini çekmiş ve 1950-1951 yılları arasında Messiaen ve Scherchen ile bestecilik üzerine çalışmıştır. 1958 yılında Brüksel Dünya Fuarı'nda Le Corbusier'in yanında Varese'in de müzik yazdığı pavyonun düzenlenmesinde ve müzik kompozisyonu üretiminde görev almıştır.

Ksenakis, set teorisi, stokastik süreçler ve oyun teorisi gibi müzikte matematiksel modellerin kullanılmasına öncülük etmiş, aynı zamanda elektronik ve bilgisayar müziğinin gelişimi üzerinde de önemli çalışmaları olmuştur. Mimari ile müziği bütünleştirtirmiş, önceden var olan alanlar için müzik yazmış ve belirli müzik kompozisyonları ve performanslarıyla bütünleşecek mekânlar tasarlamıştır.

En önemli eserleri arasında orkestranın her müzisyeni için bağımsız bölümler oluşturan Metastaseis (1953–54); Psappha (1975) ve Pléïades (1979) gibi perküsyon çalışmaları; Terretektorh (1966) gibi seyirciler arasına müzisyenleri dağıtarak mekânsallaştırmayı başlatan eseri, UPIC sistemi kullanılarak oluşturduğu elektronik çalışmalardır. Ayrıca, “Biçimsel Müzik: Düşünce ve Matematik Kompozisyon” kitabı ile kuramını açıklayan bestecinin teorik yazıları da oldukça önemlidir.

Elektroakustik bileşimler, Ksenakis'in besteciliğinin küçük bir kısmını temsil etse de, 20. yüzyılın sonlarındaki müzikal düşüncenin şekillenmesinin esin kaynağı ve en önemli üretimi olmuştur. Bu eserleri; Concret PH (1958), Analogique A – B (1958–59), Bohor (1962), La légende d'Eer (1977), Mycenae-Alpha (1978), Voyage absolu des Unari vers Andromède ( 1989), Gendy301 (1991) ve S709 (1994).

Ksenakis, sanat disiplinleri içinde bir dilin başka bir dile çevrilmesi anlamında iki yönlü üretimde bulunan ve mimari ile müziği hem bütünleştirirken aynı zamanda birbirine tercüme eden bir "ütopik" kuramcıdır. Sosyalist kişiliğinden gelen ve geleneği reddeden yenilikçi eğilimlerini bu anlamda Sovyetler'in ilk dönemindeki ressamların üretimi ile benzeştirebiliriz. Mimari ve müzik tasarımları arasındaki geçişkenlik ve örtüşme birey ve toplumsal meseleler gözetilerek oluşturulmuştur.

Ksenakis; her ne kadar yaşadığı travmaların sonucu olarak karamsar bir dile yönelse de üretimlerinde insancıllığı ve umudu hep taşımıştır. 1980 sonrası son dönemlerinde daha yalın ve geleneksel halk ezgilerini kullandığı üretimleri için, bestecinin bir bütün olarak yaşamının daha anlaşılabilir özetleri diyebiliriz.

Başak İdil Özen

Programın tüm bölümleri için: Novus

*Novus'un geçmiş bölümlerinde işlenmiş besteciler kalın yazı tipi ile belirtilmiştir. İsimler üzerine tıklayarak ilgili bestecinin yer aldığı bölüme erişebilirsiniz.

Liste

Benzer İçerikler

Bizi takip etmek de istersin belki. : )

Send this to a friend