Close

Novus 16. Bölüm – 22 Nisan 2018 – İlhan Baran / Ertuğrul Oğuz Fırat / İlhan Mimaroğlu

İlhan Baran

İlhan Baran, yaşamının çoğunu Ankara’da geçirmiş, Ankara Atatürk Lisesi’ni 2. sınıfta Ankara Devlet Konservatuvarı Yaylı Çalgılar Bölümü’nde kontrbas okumaya başlamıştır. İki yıl sonra ise yüksek öğretim eğitimine esas istediği bölüm olan kompozisyon ile devam etmiştir. Ahmet Adnan Saygun’un bestecilik öğrencisi olmuş, Cengiz Tanç ve Muammer Sun ile birlikte eğitim dönemini tamamlamıştır. Bu süreçte konservatuvarda Anadolu Halk Müziği ve Divan Müziği eğitimi de görmüş, ileriki yıllarda bestecilik yaşamında besleneceği, kendi topraklarının müziklerini öğrenme fırsatı edinmiştir. Baran, öğretmeni Saygun’un yönlendirmesi ile dönem arkadaşları Muammer Sun Ve Cengiz Tanç ile birlikte Alman Hükümeti bursu ile Münih Konservatuvarı’nda kompozisyon derslerini izlemiştir. Baran, Almanya’dan döndükten sonra Saygun’un kararı ile sınıf atlayarak bestecilikte yüksek ve ileri öğrenimini tamamlamış, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda öğretmen olarak çalışmaya başlamıştır. 1962 – 1965 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı bursunu kazanarak Paris’te École Normale de Musique bünyesinde Henri Dutilleux ile bestecilik çalışmış, ileri komposizyon bölümünden mezun olmuştur. Bu dönemde Paris Radyo ve Televizyonu’nda somut müzik kurslarına da katılmıştır. Öğretmeni Dutilleux’un Paris’te kalma teklifine rağmen ülkesine dönen Baran, profesör olarak emekli olana dek Ankara Devlet Konservatuvarı Kompozisyon Bölümü’nde çalışmış, çağdaş müzik teknikleri, solfej, müzik teorisi, caz müzik teknikleri gibi dersler vermiştir. Ayrıca Müzikoloji Bölümü’nün kurucusu olmuş, alanda önemli katkılar sağlayacak öğrencilerin yetişmesini sağlamıştır. Konservatuvardan emekli olduktan sonra son döneminde Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Bölümü’nde kapsamlı müzik dersleri vermiştir.

Yaşamını müziğe, konservatuvar ve öğrencilerine adamış, sadece müzik alanında değil, edebiyat, bilim, felsefe gibi alanlarda da derin bilgilere sahip, öğrencilerine bu alanlarda da aktarımlarda bularak onlara bir dünya görüşü kazandırmaya çalışan Baran, 2016 yılındaki ölümüne dek kendini geliştirmeye devam etmiş gerçek bir aydındır. Türkiye’nin en önemli besteci, yorumcu ve müzikologlarının yetişmesinde büyük katkıları olmuştur. Konservatuvar görevi boyunca akademik makale ve eleştiri yazıları yazmış, 20. yüzyıl müziği ve çağının yenilikleri ile oldukça ilgilenmiştir. Bartok, Debussy, Alban Berg gibi bestecilerin müzikal ve teorik yaklaşımlarını çok küçük yaşlardaki öğrencilerine dahi derslerinde göstermiştir. Fransa’da okuduğu yıllardan itibaren 1980 ortalarına dek, piyano, solo çalgı, orkestra, oda müziği, çocuk şarkıları, monofonik şarkılar, koro türlerinde eserler üretmiş; Türkiye halk müziğinden beslenerek modal ya da atonal, değişken ritmik öğelerin ağır bastığı soyut ve özgün bir dil geliştirmiştir. Az ama öz olan besteleri, Türkiye Çağdaş Çoksesli Müziği literatürü içinde çok önemlidir ve güncelliğini korumaktadır.  2009 yılında besteleri, yetiştirdiği öğrenciler ve Türkiye müzik dünyasına olan derin katkıları sebebiyle Sevda-Cenap And Müzik Vakfı'nın Onur Ödülü Altın Madalyası’nı almıştır.

 

Ertuğrul Oğuz Fırat

Hukuka adanmış bir ömrün beraberinde; ressam, yazar ve şair olan Fırat’ın çağdaş müzik eserleri Türkiye için çok önemli bir yerde durur. 1941 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördüğü sürede, 20. yaş gününde annesinin aldığı piyano ile kendi kendine müzik çalışmalarına başlayan Fırat daha sonra birkaç aylığına Karl Berger ile armoni çalışmıştır. Fakat geleneksel müzik eğitimin kendisine ve ilerlemek istediği yola bir katkı sağlamayacağını düşünerek ders almaktan vazgeçmiş, kendi deyimiyle kendini piyanoda sesleri öğrenmeye adamıştır. İlk yılları olan hukuk eğitimi süresince ve sonraki dönemlerinde yaşamının sonuna dek yenilikçi sanat anlayışına yakın durmuş, sanatın neredeyse tüm alanları ile ilgilenmiştir. 1943 yılında aralarında Bülent Arel, Berna Moran, Turan Güneş gibi isimlerin bulunduğu arkadaş çevresi ile ilk öykü ve şiirlerinin yayımlanacağı bir dergi çıkarmaya karar vermişlerdir. Ancak 3 sayısı yayınlanabilecek olan bu dergi sürecinde Bülent Arel vasıtasıyla kendisine düşünsel olarak çok yakın olan İlhan Usmanbaş ile tanışmış, bu tanışma yaşamının sonuna dek sürecek olan dostluğun başlangıcı olmuştur. Fırat, Usmanbaş’tan müzikle ilgili bilgiler de öğrenmiş, mektup yazışmaları ile ileriki dönemlerinde kendi eserlerini birlikte kritik etmişlerdir. 1959’dan 1979 yılına kadar çeşitli yerlerde yargıçlık görevini sürdürmüş ve emekli olmuştur.

1960 yılında annesinin ölümünden sonra resim yapmaya başlamış, ilk sergisi 1970 yılında Almanya Wuppertal’de bulunan Galerie-Palette-Röderhaus’da açılmış ve ardından Türkiye’de çeşitli galerilerde sergileri olmuştur. 300’ün üzerinde tablosu bugün çeşitli koleksiyon ve galerilerdedir.

“Dördül Fa” adlı yaylı çalgılar dörtlüsü için yazılmış ilk çok sesli eserini 1951’de tamamlamıştır. Ardından Üçül No.1 Op. 2 ve Üçlü Sonat Op.3 yazmıştır. Bestecinin 1966 yılında Ankara Radyosu’nda seslendirilen ilk eseri ise Üçlü Sonat Op.3’tür. Ayrıca Fırat, çağdaş Türk bestecilerinin eserlerinin seslendirilmesi için çabalar sarf etmiş, 1967 yılında bir yarışma açmıştır. Bu yarışma vesilesiyle; kendi eserleri ve Cengiz Tanç, İlhan Usmanbaş gibi çağdaşlarının besteleri seslendirilebilmiştir. Öykü, şiir ve sanat eleştirisi kitaplarının yanında Çağdaş Müzik Tarihi isimli kitabı yazmıştır. Solo çalgılar, orkestra, oda müziği, bale, vokal ve koro eserleri, oratoryo gibi hemen her türde ve oldukça fazla eser üretmiş olan Fırat’ın besteciliği çalgılamada soyut ve atonal, vokal ve sahne için yazdığı eserlerde ise somut bir anlatıma bürünmüş, kendi ülkesinin meselelerini anlatan ve buradan beslenen özgün yapıtlardır.

Yaşamının son dönemine dek müzik ve diğer sanat dallarındaki yenilikleri takip ederek bu yeniliklere kendini açmayı başarabilmiş, son günlerinde ev buluşmaları ile genç müzisyenlere çağdaş müziği anlatarak vaktini geçirmiştir. Ölümünden bir yıl önce 2013 yılında  Sevda-Cenap And Müzik Vakfı'nın Onur Ödülü Altın Madalyası’nı almıştır.

 

İlhan Mimaroğlu

Evrensel anlamda elektronik müziğin öncüleri arasına girmiş Mimaroğlu, besteciliği yanında eleştiri ve denemeleri ile de çağdaş müziğe çok önemli katkılarda bulunmuştur. Galatasaray Lisesi ve ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra 1955 yılında Rockefeller bursunu kazanarak Columbia Üniversitesi’nde müzik eğitimi görmüş, Paul Henry Lang ile müzikoloji ve Dogulas Moore ile kompozisyon çalışmıştır. 1963 yılından sonra Usaçevski laboratuvarında elektronik müzik alanında çalışmıştır. Mimaroğlu, Elektronsal müzikte sanat mastırı derecesini tamamlamış, bu dönemde Edgar Varése ve Staphan Wolpe ile kompozisyon çalışmıştır. 1968 yılında Fransız Radyosu’nun daveti üzerine Müzik Araştırmaları Merkezi Stüdyosu’nda çalışmalarını sürdürmüş, 1972’de Guggenheim Ödülü’nü kazanarak aldığı burs ile Amerika’nın Sesi radyosunda programlar düzenlemiştir. Columbia Üniversitesi’nde elektronik müzik dersleri veren Mimaroğlu, toplumsal konulara yönelik ürettiği eserlerinde elektronik ve atonal bir yapıyı kurgulasa da tını renklerini ön plana çıkarmış, geleneksel çalgıları da kullandığı çok yönlü eserler yazmış ve ayrıca akustik üzerine çalışarak yalnızca elektronik ortam besteleri de üretmiştir.

Mimaroğlu, 1950 sonrası elektronik müzik ile de beslenen avangart müzisyenlerin çağrışımlar üzerinden kurguladıkları müzik anlayışına yakın durmuş, bu anlamda öncülerden biri olmayı başarmıştır. Yoğun olarak atonaliteyi kullandığı elektronik eserlerinin yanında, çalgılama ve melodik kurguyu da düşünerek geleneksel çalgılar için ürettiği eserleri ile kendisine yakın diğer öncü bestecilerden ayrı bir yerde durmaktadır. Çoğu elektronik eseri adeta müzik ile kurgulanmış atmosferlerdir, eserlerin isimleri de genel olarak bunu yansıtır. Mimaroğlu’nun iki eseri Fellini’nin “Satyricon” filminde kullanılmıştır. Atlantic plak şirketinde, Ertegün kardeşlerle otuz yıldan fazla çalışmış; özgün yaratıcı ve aykırı bakış açısını katarak, Charles Mingus, John Coltrane, Freddie Hubbard gibi dönemin en önemli avangart müzisyenlerin albümlerinin yapımcısı olmuştur. Ayrıca Atlantic plak şirketinde, kendisi, John Cage ve Karlheinz Stockhausen gibi çağdaşı “aykırı” bestecilerin plaklarını yayımlayan Finnadar logosunun yaratıcısıdır.

Müzik üzerine yüzün üzerinde makalesi bulunan Mimaroğlu, müzik tarihi ve müzik inceleme kitapları yazmış, sinema ve fotoğrafla da yakından ilgilenmiş ve üretimde bulunmuştur. Yaratıcı sanat anlayışıyla kavramsal olgulara yakın duran aykırı ve provokatif özelliğini yaşamının son anına dek kaybetmemiş olan Mimaroğlu, yalnızca çağdaş müzikte değil  1950 sonrası sanat hareketi için de mihenk taşı olmuştur.

 

Başak İdil Özen

Programın tüm bölümleri için: Novus

*Novus'un geçmiş bölümlerinde işlenmiş besteciler kalın yazı tipi ile belirtilmiştir. İsimler üzerine tıklayarak ilgili bestecinin yer aldığı bölüme erişebilirsiniz.

 

Liste

radyodinlemekicinbir.site gönüllü çalışma ve dinleyici destekleri ile hayat buluyor. Kısa bir süre önce kapanmanın ucundan döndük. Destek olmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Benzer İçerikler

Takip etsen çok güzel olmaz mı?