Close

Novus 11. Bölüm – 25 Şubat 2018 – Maurice Ravel

Her hafta bölümün listesi paylaşılırken bölüm için seçtiğim sanatçı üzerine bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Bildiğiniz gibi "Novus", 20. yüzyılın klasik müziğini piyano ekseninde incelemeye çalışıyor. Bu "yeni" dönemi anlamaya çalışırken dönemde etkili olmuş bazı akımları da yeri geldiğinde ve gerekli gördüğümde çok kısa bir şekilde not etmeye çalışacağım.


Sembolizm

19. yüzyıl edebiyatını oldukça etkileyen sembolizm, 19. yüzyılın sonlarında Fransa'da Parnasizm’e tepki olarak ortaya çıkmıştır. Geleneksel Fransız şiirini hem teknik hem de tema açısından belirleyen katı kurallara bir tepki olarak doğmuştur.
Sembolizm (simgecilik), gerçeği ifade ederken onun sınırlarını aşma arayışından yola çıkan bir sanat akımıdır. Sembolistler, imgeleri sembolik kelimelerin müziğiyle anlatmaya çalışmıştır. Şiiri geleneksel kalıplar içerisinden, açıklayıcı işlevinden kurtarmayı başararak insan yaşantısındaki anlık ve geçici duyguları betimlemeyi amaçlarlar. Sembolistler, deneysel olarak keşfettikleri birtakım imge ve düşünceleri anlatmak için de yeni sözcükler türetme yoluna gitmişlerdir.

Sembolist şiirle birlikte anlam belirsizleşmiş, bütünü oluşturan parçalar özerk ifadeler taşımaya başlamış, sözcüklerin fonetik yapısı ön plana alınmış, klasik dil yapısı çözülmüştür. Sembolizm kişiye özeldir; bilimsellik ve neden-sonuç ilişkisi yerini metafizik öğelere, düşlere bırakmıştır. Dilde yepyeni bir oluşumdur, bu anlamda devrimci bir akımdır.

Batı Edebiyatında Sembolizmin önemli temsilcilerinden bazıları; Charles Baudelaire, Arthur Rimbaud, Stephane Mallarme, Paul Valery Verlaine, Edgar Allan Poe..

İzlenimcilik

19. yüzyılın ikinci yarısında resim diğer sanatlara öncü nitelik taşıyordu. Yeni akımların doğuşunu resimdeki yenilikler müjdeliyordu. 1874’te Paris’te Monet, Degas, Cezanne, Renoir gibi ressamların ortak açtıkları sergideki tablolardan birinin adı olan “Impression” daha sonra geleneğe karşı çıkan bu ressamları olumsuz yönde eleştirmek için kullanılmaya başlandı. Ardından dönemin yenilikçi ressamları kendileri için kullanılan bu olumsuz nitelemeyi benimsemeye başladılar. Böylece resim sanatındaki gelenek karşıtı, “bakan göz” ün izlenimlerini manzaraya yansıtmanın başat unsur olduğu, renk ve kurgu ile adeta deneysel oyunlar oynandığı akımın adı İzlenimcilik olmuştur.

“İzlenimci müzik; ezgiyi, biçimi, polifon dokuyu ve uyguların işlev bağlarını atmıştır. Getirmek istediği şey aralarında bağ olmayan uyguların düşsel, pırıltılı oyunu, ışık-gölgeli yarım renkleriydi. Bu çeşit bir oyun belki güçlü değildi ama hoştu, inceydi; kemiklerin sağlamlığından yoksundu fakat kelebeklerin elle dokunulmayan güzelliği vardı bunda.” (Sachs, 1965:241)

İzlenimci müzikte ritim ve tartım belirsizliğe meylederken kendine özgü yeni bir biçim oluşturmuştur. Tıpkı resim sanatında renklerin ve gölgelerin ön plana çıkması gibi müzikte de tınının tonal fonksiyonlardan bağımsız kendi kimliği ve sessizlik ön plana çıkmıştır. İzlenimci müzikte de adeta imgelerin suda yansıyan sureti anlatılmaya çalışılırken, düşler ve anlamın an’lık değişken durumları melodik yapının kurgusunu oluşturmuştur. Saf  tınının arayışına yönelen bu yeni müzik anlayışı hikayeci değildir, aynılığın tekrarlarından kaçınır – tekrarları başka tınıları açığa çıkarmak için kullanır – yalındır.

Anti –Wagnerizm, 20. yüzyılda Neo Klasisizm, Empresyonizm, Ekspresyonizm adı verilen ve gerçekçi olma endişesiyle davranan yeni akımlarla ortaya çıkmıştır. Sert anti –Wagnercilerin yanında aşırı çıplak gerçeklerden sakınarak, romantizmin kaynaklarına çıkmak isteyenler İzlenimci besteciler olmuştur (Selanik 1996: 254).

Maurice Ravel

Tıpkı çağdaşı olan Claude Debussy gibi bu iki akımdan beslenen Maurice Ravel, Fransa’nın yetiştirdiği en önemli bestecilerden olmuştur ve 20. yy müziğinin öncülerinden sayılmaktadır. Ravel’in öznel anlatımını ortaya koyduğu erken dönem eserlerinden olan, 1901 yılında yazdığı, Jeux d’eau (Su oyunları), Debussy’nin piyano yazısında ve piyano çalış tekniğinde izlenimci anlatımı ile çığır açan yapıtlarından önce bestelenmiştir. İki besteci birbirlerinin müziklerini incelemiş ve birbirlerinden oldukça beslenerek üretmişlerdir. Özellikle Ravel’deki Debussy hayranlığı ve eserlerine olan etkisi oldukça açık görülebilir. 

Debussy ile çok yakın görülen Ravel’in müziği aslında romantik empresyonizmden ayrılmış, Fransız geleneksel müziğine bağlı klasik formları gözeten, işlevsel, hikayeci ve nesnel, yeni ve kendine özgü bir dil oluşturmuştur. Klasik gelenekle kurduğu ilişki, Mozart’a bağlılığı, Couperin’e saygısı ve Liszt’in izindeki imgesel anlatımında görülebilir. Ayrıca Ravel, sembolizmle Debussy’ye göre daha doğrudan bir ilişki kurmuş ve eserlerinde bu yaklaşımını yansıtmak için elinden geleni yapmıştır.

Ravel, 1928’de ABD’de Rice Üniversitesi’nde verdiği bir konferansta, Poe’ya duyduğu hayranlıktan bahseder (Pilarski, 1964). Poe’nun Güzellik anlayışından etkilenerek, bir bestecinin amacının Güzellik’in özünü yakalamak olması gerektiğini savunur. Aslında, bu özü yakalamak hiçbir zaman mümkün olmayacaktır, çünkü bu bir İdea’dır. Ravel, her zaman karmaşık ama komplike olmayan bir müziğin peşindedir. Poe ve Ravel’in eserlerinde, derinde yatan bir mistisizm hissedilir. Her iki sanatçı da, eserlerinde belirli bir plan olgusunu hedefler. Ravel için, müzikte form önemli bir unsurdur (Hendekli, Aşkın.  2008)

“Sonatine”, “Miroirs”, “Gaspard de la Nuit”, “Le Tombeau de Couperin” gibi piyano eserleri sembolist anlatımını direkt yansıttığı eserleridir. Bunun yanında Ravel çok yönlü bir bestecilik anlayışı benimsemiş, izlenimcilik ve sembolizme yakın eserleri dışında çok çeşitli tarzlarda eserler yazmış, caz müziğinden de beslenmiştir. Piyanolu trio, çello ve keman sonatı ve caz etkilerini daha direkt görebileceğimiz keman sonatı sembolist olmayan farklı tarzlarda yazılmış eserlerine örnek olarak verilebilir. Ravel müziğindeki caz etkisi iki piyano konçertosunda da görülebilir. Ravel’in caz müziğinden yararlanma biçimi Stravinski’ye benzer. “Gaspard de la Nuit”, “Bolero”, “Daphnis ve Chloe” ile birlikte Ravel müziğinin zirvesi olarak görülen eserlerinden olan sol el için piyano konçertosu, savaşta sağ elini yitirmiş piyanist Wittgenstein’a armağan edilmiştir.

Ravel’in en bilinen eserlerinden olan “Bolero”, Rubinstein’ın kendisinden bir orkestra eseri istemesi üzerine yazılmıştır. “Bolero”, İspanyol ritimleri ile yazılmış melodi, armoni ve ritmi aynı tek düze anlatımla kurgulanmış ve bunu uygularken 16 dakika boyunca ses düzeyini en alçaktan en yükseğe çıkarmış, müzik tarihinin en büyük kreşendo’su olarak literatüre geçmiştir. Ayrıca Bolero’nun daha sonraları “durağan müzik” olarak algılanmasının nedeni -bu açıdan 20. yy minimalizmine katkıda bulunduğunu düşündüğüm- dansın teması 18 kez tekrarlanırken müzikte değişen hiçbir şey olmamasıdır. Ayrıca bütün bu özelliklerin katkısı ve ilgi çekiciliğiyle, ilk kez bir klasik müzik eseri Bolero sayesinde plak dünyasında best-seller olmuştur (İlyasoğlu).

Paris Konservatuarı’nda yetişmiş Ravel, gelenekle tamamen kişisel bağlar kurarken geleneksel anlatım ve Wagnerci üsluptan kopmuş, sembolizmin müziğe yansımasında doruk sayılabilecek eserler vererek piyano edebiyatındaki anlatımcı üslubu halen araştırılan ve yeni kabul edilen bir bestecidir. Ayrıca tek bir anlatımı benimsememiş ve çok yönlü eserler vermiş Ravel’in 20. yüzyıla katkısı Debussy kadar önemlidir.

Başak İdil Özen

Programın tüm bölümleri için: Novus

Liste

radyodinlemekicinbir.site gönüllü çalışma ve dinleyici destekleri ile hayat buluyor. Kısa bir süre önce kapanmanın ucundan döndük. Destek olmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Benzer İçerikler

Takip etsen çok güzel olmaz mı?