Close

Novus 10. Bölüm – 18 Şubat 2018 – Ahmed Adnan Saygun

“Sibelius; Finlandiya, De Falla; İspanya, Bartok; Macaristan için ne ifade ediyorsa; Türkiye için onu ifade eden, Türkiye’nin büyük ve yaşlı adamı.” The Times gazetesinin 15 Ocak 1991 tarihli baskısındaki ölüm haberleri sütununda verilmiş bir özgeçmiş bu cümlelerle başlar.

Saygun, bir öğretmen çocuğu olarak 1907’de İzmir’de doğmuş ve neredeyse yaşıtı olan Türkiye Cumhuriyeti ile beraber büyüyerek; çok sesli müziğe öncülük etmiş ve onun müzik eğitimcisi, etnomüzikoloğu, bestecisi olmuştur. Saygun, Osmanlı İmparatorluğu döneminde doğmuş olmasına rağmen, cumhuriyeti benimsemiş ve idealleri Atatürk’ün düşünceleri ile şekillenmiştir. "Köroğlu" operasını Atatürk’ün anısına adamış, "Atatürk’e ve Anadolu’ya Destan" adlı epik koro eserlerinde Kurtuluş Savaşı’nı işlemiş, "Atatürk ve Musiki" kitabı ile Atatürk’ün müzik devrimlerini ele almış, tartışmıştır. Eserleri Türkiye toprakları ve makamsal müziğe kökten bağlıdır. Neredeyse bütün eserleri; Türk efsaneleri, masalları, deyişleri ve ilahilerden beslenmiş ya da onları konu edinmiştir. Saygun’un oluşturduğu sentez; Anadolu’nun özünden çıkmış makamsal / armonik ifadenin oluşturulduğu bir yapıdır.

1928’de açılan devlet sınavı ile burs kazanarak Paris’e gitmiştir. Scola Cantorum’da önce Madame Eugène Borrel ile armoni ve kontrpuan çalışmış sonra Vincent d’Indy ve Paul La Flem’den kompozisyon, Monsieur Borrel’den füg ve kompozisyon, Edouard Souberbielle’den org müziği ve Amedée Gastoue’dan Gregor Ezgileri dersleri almıştır. Yaşamı ve ürettikleri üzerinde, Scola Cantorum ve -Saygun’u en çok etkileyen hocası- Vincent d’Indy etkisi fazlasıyla hissedilir. Alman ekolüne, Wagner ve Cesar Frank’e hayran olan hocası gibi Saygun da ciddi bir bestecidir. Müziği, insanın anlam arayışı ve çilesi ile gerçek bir zemine oturur, ironiden uzaktır. Filozof ve besteciliğinin yanı sıra  eğitimci ve etnomüzikologdur. Bela Bartok ile "Türkiye’de Halk Müziği" derleme çalışması yapmış, ona rehber olmuştur.

1934’te yazdığı tek perdelik operalar Türkiye’nin ilk opera örnekleri olmuştur. "Yunus Emre Oratoryosu" ise ilk Türk oratoryo örneğidir. Yunus Emre Oratoryosu'nun Paris’te  sergilendiği yıl olan 1947'de Uluslararası Halk Müziği Birliği’ne yönetim kurulu üyesi seçilmiştir. Bu tarihten de önce, 1939 yılında, Halkevleri denetçiliğine getirilen Saygun, bu görevle Türkiye’nin çeşitli bölgelerini gezerek yerel müzikleri incelemiş, ritim ve melodi kalıplarını derlemiştir. Ayrıca; Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu, TRT Yönetim Kurulu üyelikleri gibi görevler üstlenmiş, müzik profesörlüğündeki son adresi İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı olmuştur. Türkiye’yi seneler boyunca uluslararası etnomüzikoloji konferanslarında temsil etmiş ve bu konuda yurt dışındaki dergilere makaleler yazmıştır. Fransa, Almanya, Macaristan, İtalya, İngiltere gibi pek çok ülkede nişan ve ödüllere layık görülmüş Saygun, 1971’de Türkiye’de Devlet Sanatçısı olmuştur.

Saygun eserlerinde; gelenek, halk kültürü, halk türküsü, deyişler, destanlar, Anadolu makamları, modlar, pentatonik dizi kavramlarını kullanmıştır. Besteci, oda müziği alanında oldukça fazla eser bırakmıştır. Özel olarak yaylı kuartete ilgisi vardır. Nitekim ilk çocukluk eserlerinden biri ve seksen dört yaşında çalıştığı, tamamlayamadan vefat ettiği eserler yaylı çalgılar kuartetleridir. Kuartetlerinde, müzik dili açısından oldukça deneysel boyutlara ulaşmıştır. Besteci bazı noktalarda atonaliteye varacak şekilde tondan uzaklaşmış, kısa motifleri farklılaştırarak defalarca kullanmış ve Cesar Frank’tan aldığı cyclique fikrini geliştirerek yeni deneysellikler yakalamıştır. Kuartetlerden sonra senfoni ve konçerto formunda aynı deneysel üslubu geliştirmiştir.

Konçerto formunda eserlerini olgun döneminde (kırklı yaşlarından sonra) yazmıştır. İki piyano, keman, viyola, viyolonsel için beş konçerto yazmıştır. Bazı konçertolarını öğrencileri ya da yakınlarının isteği üzerine yazmıştır; viyola konçetosu Ruşen Güneş, ikinci piyano konçertosu ise Gülsin Onay tarafından istenmiştir. Konçertoları modal olsa da tonal merkezlidir ve çekim notaları vardır, bu çekim notalarının varlığı eserin başından sonuna dek ısrarla dinleyiciye hissettirilir. Piyano konçertoları Bartok’un piyano konçertoları ile piyanonun vurmalı çalgı olarak orkestraya yerleştirilmesi açısından benzerlik taşır. Emre Aracı’ya göre ikinci piyano konçertosu Saygun’un geç döneminde yazılan eserlerinden olduğundan, bestecinin iç dünyasını diğer eserlerine göre daha çok yansıtır. Her iki piyano konçertosu -27 sene arayla yazılmış olmasına rağmen- benzerlikler taşır; piyanonun vurmalı çalgı olarak kullanılması, ana tonun ostinato yürüyüşü gibi… İkinci konçertoda mistik ve içe dönük bir monofonik yapının ağır bastığı görülür. Daha sonra bestelediği Op.72 orkestra için varyasyon da benzer mistik ifadelerle yazılmıştır.

Seksen dört yaşında vefat edene dek müzik dili defalarca değişmiş ve gelişmiş Saygun’un tüm bu süreçler boyunca ilk gençlik yıllarından beri taşıdığı aydın sorumluluğu baki kalmıştır. Ürettiği her eser iç dünyasında doğarken toplumsallığa dokunacak yönde şekillenmiş ve mistik felsefi düşünceleri dahi bencillikten uzak; insanın arayışlarına, buhranlarına yönelmiştir.

Öğrencisi Gülsin Onay’a yazdığı bir mektubunda kişiliği, düşünceleri ve sanata yaklaşımıyla ilgili şunları yazmıştır; “ Benim için sanat adamı hiçbir maddi endişeye hayatında yer vermeyen ve başkaları tarafından gelecek övgülü sözler ile kendini ‘vanite’ çukuru batağı içinde boğulmaya bırakmayan ve daima, gücü yettiğince ‘iyi’yi, ‘güzel’i, ‘gerçeği’ arayan, ona ulaşmaya çalışarak ‘insan’ olmanın faziletini duymaya ve duyurmaya ömrünü veren kişidir. Ben bütün hayatımda bu yolda yürüdüm. Bu söylediğim ‘ideal’e doğru bir iki eser verebildi isem ne güzel…”

Kendi sözlerinden de anlayabileceğimiz gibi Saygun’un hayatı ve eserlerini anlamak; Klasik Batı Müziği’nde Türkiye’ye özgü bir dil oluşturan besteciliğinin yanında, yaşamı boyunca Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri savunduklarını sürdürmesi, halka karşı sorumluluğunu asla kaybetmeden üretkenliği ve duyarlılığıyla gerçek bir “aydın” ve kendi tabiriyle “insan” olma sürecini anlama çabasıdır.

Başak İdil Özen

Programın tüm bölümleri için: Novus

Liste

radyodinlemekicinbir.site gönüllü çalışma ve dinleyici destekleri ile hayat buluyor. Kısa bir süre önce kapanmanın ucundan döndük. Destek olmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Benzer İçerikler

Takip etsen çok güzel olmaz mı?